Derde Deva Olmayan Diplomalar!

12.08.2017 16:50

Ülkemiz, 12 Eylül 1980 yılında başladığı yanlış adımları maalesef ısrarla atmaya devam etmektedir. Hem ülkemiz ve hem de gençlerimiz adına utanç vericidir



Geçen yıl, yazlık sayılan evimin yer aldığı sitenin bahçesinde çalışmaya çalışan (!) genç bir insan görmüştüm.   Çalışma temposunun yavaşlığı ve bıkkın duruşu dikkatimi çekmiş ve ona doğru yanaşmıştım.   Kısa bir sohbet sırasında orman mühendisi olduğunu ve askerliğini de yaptığını, bir kadrolu iş bulamadığı için sitenin bahçıvanı olmak zorunda kaldığını öğrenmiştim.   Tabii asgari ücretle çalışıyordu ve henüz yeni olduğundan sigorta kaydı da yapılmamıştı.

Ailesinin yıllar boyu kendisini zorlanarak okuttuğunu ama buna karşın kendi tabiri ile bir baltaya sap olamamasının hem kendisini ve hem de ailesini üzdüğünü anlatmıştı.  İtiraf edeyim ki, ben de onun adına ve benzeri nice diplomalı ve işsiz beyaz yakalılar adına üzülmüştüm.  

Kaldı ki benim aile bireylerim arasında da bir dershane de part-time öğretmenlik yapmak zorunda kalan bir kimya mühendisi ve bir de insan kaynakları uzmanlığı kariyerli fakülte mezunu ve halen işsiz bir başka yeğenim daha vardı.  

Bir hafta sonra bahçıvanımız ortadan kaybolmuştu.   Soruşturunca yakın bir AVM de kasiyer olarak çalışmaya başladığını öğrendim.   Halen asgari ücretli olmakla birlikte bu kez sigortalı olarak çalışmak şansını bulabilmişti. 

Yazıma böyle girişim, aslında hemen hepimizin ailesinde veya yakın çevresinde yer alan beyaz yakalıların dramına örnek olabilir diye düşünmemden kaynaklandı.  Niyetim siz okurlarıma karamsar bir tablo çizmek değil, gençlerin üniversite gerçeği ile yüzleştiği şu günler içerisinde sorunlara değinmekti. 

Bu yıl, lise mezunlarının üniversite tercihlerinde küçümsenmeyecek bir azalma saptanmış bulunuyor.  Nerede ise kontenjanların % 30’dan fazlası boş kalmış durumdadır.  İlgilenen uzmanlar bunların nedenlerini kendilerince değerlendirmektedirler.   Ama kanımca en çok önemsenmesi gereken nokta, diploma sahibi olmanın iş bulabilmek derdine deva olamadığının hem gençlerimiz ve hem de aileler tarafından doğru anlaşılmış olmasıdır. 

Gerek kamu ve gerekse vakıflar tarafından yürütülen 175 üniversitemiz vardır.  Bir kısmı nerede ise yüksek lise kıvamında düşünülerek kurulmuş zorlama yapılardır.  Yeterli alt yapıları yoktur ve en acısı da konusunda yetişmiş öğretim üyeleri sağlanmadan, nerede ise göç yolda düzülür ilkel mantığı ile kurulmasına siyaseten karar verilmiş üniversitelerdir. 

Konusunda uzmanlaşmış ve yetişmiş öğretim üyeleri de daha uygun koşullar sağlayan vakıf üniversitelerine geçince, adı herkes tarafından bilinen ve saygı ile anılanlar dışında kalan bu gecekondu üniversiteleri maalesef gençlerin derdine deva olabilmekten uzak kalmışlardır.      

Aslında bu durum sadece diplomalı gençleri değil, işveren çevreleri için de sıkıntılar doğurmaktadır.  Örneğin; bir şirket yöneticisi kendilerine iş için başvuran diplomalı üniversite mezunlarının dilekçelerine göz atınca, sadece yetkinliği herkes tarafından onaylanmış olan birkaç üniversite dışındaki mezunları dikkate almadıklarını itiraf etmektedir.  Özetle, belki de bu genç diplomalılar, üniversite diplomaları olmasa daha kolay iş bulabileceklerinin gerçeğini kavramış olduklarından bu yıl lisans için tercih yapmamayı seçmişlerdir. 

Bu dram, MEB ve YÖK yönünden ne derece de önemsenmektedir doğrusu merak ediyorum.  Kaldı ki, izlediğim medya yayınlarındaki demeçlere bakınca pek umutlu olmamak gerektiğini de kabullenmek zorunda kalıyorum.

Ülkemiz, 12 Eylül 1980 yılında başladığı yanlış adımları maalesef ısrarla atmaya devam etmektedir.   Hem ülkemiz ve hem de gençlerimiz adına utanç vericidir.  Ayrıca milenyumun gerektirdiği bilgilerle donatamadığımız gençlerimize emanet edeceğimiz geleceğimiz sanırım artık umutsuz vaka konumundadır.  Özetle söylemek gerekirse, ‘kindar ve dindar nesil’ yetiştirmek projesinin yanlışlığını ülkece ağır ödemekle yüz yüzeyiz!.. 

* * *

Geçen hafta sunduğum yazımda, İçel Anadolu Lisesi’nin spor alanı olarak kullandığı sahanın, Mezitli Belediyesi tarafından elinden alınacağını bir yerel medya haberinden bilgilenerek yazmıştım.   Bu yaklaşımın kanımca doğru olmadığını Sayın Neşet Tarhan’a arz etmiştim. 

Hemen ertesi gün, Mezitli Belediyesi Basın Müşavirliği tarafından bilgilendirildim.   Amacın sahanın okulun elinden alınması olmadığını, sadece okul tarafından çevrelenmiş yüksek duvarın yıkılarak, alanın okul dışındaki Mezitli İlçesi sakinleri olan gençler tarafından da spor yapmak amacı ile kullanılmasının sağlanacağına karar verildiğini ifade ediyorlardı.   Mezitli Belediye Başkanlığı, kamuya ait arsa ve alanların sadece kısıtlı kişilerin tasarrufu dışında tüm ilçe halkına açık tutulması ilkesi ve kararı uyarınca bu kararın alındığını ve halen bu konuda gerçekleştirdikleri birçok güzel örneğin olduğunu da ayrıca vurgulamışlardır.  Ki, ben de hak veriyorum. 

Duyarlılıkları için Sayın Mezitli Belediye Başkanı Neşet Tarhan’a ve bilgilendirmeyi bizzat yapan basın danışmanı Seyrani Solugan dostuma teşekkür ederim.