Alevilik ve Siyaset

01 Mart 2018 19:29
Alevilik ve Siyaset

İbrahim Yalçıner yazdı...

Alevilik nedir, ne değildir tartışmasına girmeyeceğim. Alevilik inanç mıdır, kültür müdür? İnanç’sa nasıl bir inançtır, İslamın içinde mi yoksa dışında mı değerlendirilmelidir soruları benim sorularım değil şu an.

Bir şey biliyorum: Her inanç sisteminin kültürel, tarihsel, felsefi ve ideolojik boyutları vardır.. Yine her inanç gerek kendi öncesinde bazı inançlardan, gerek kendi zamanındaki diğer inançlardan etkilenir. Hatta her inanç sistemi tarihin akışı içinde toplumsal üretim ve ilişki biçimlerinin değişmesine bağlı olarak kendisi de değişikliğe uğrar.

Yani, olduğu gibi kalan, değişmeyen bir inanç sistemi yoktur. Ayrıca her inanç sistemi toplumun diğer kurumlarıyla ve toplumsal sistemleri ile ilişkiye girdiği, diğer toplumsal birim ve kurumaları etkilediği gibi, onlardan etkilendiği de unutulmamalıdır. Bu ilişki diğer toplumsal sistemlere bazen uyumlu, bazen de çatışmalı olabilir. Yani inançlar bazen toplumsal gelişmeyi destekler, bazen de engeller. Burada inanç’lar derken somut, yaşanan ve kültür haline gelen inançları kast ettiğimi özelikle belirtmek istiyorum. Yoksa konunun teolojik boyutu ile ilgili değilim.

Bu açıdan bir inanç sistemi olarak Aleviliğe bakıldığında, Aleviliğin çağdaş topluma son derece uyumlu olduğunu, demokratik gelişmeleri desteklediğini görmek mümkün. Alevilik son derece eşitlikçi, insancıl bir inanç sistemi. İnsanı temel alıyor, kadın erkek eşitliğine dayanıyor. Özellikle Anadolu aleviliği bağlamında bakıldığında, toplumsal muhalefeti dayanan, ezilmişlerden yana olarak sömürüye karşı olan, ayrıca son derece barışçıl bir yönü var.. Bu yönüyle sol’a ve demokrasiye açık bir inanç sistemi denilebilir Alevlik için..

Elbette, her inanç sistemi gibi Aleviliğin de tarihsel kısıtlılıkları, dogmaları, zihinsel kalıpları, kutsalıkları ve kendine özgü duygusal -güdüsel hassasiyetleri bulunuyor. Bu noktada inanç- siyaset ilişkisi önem kazanıyor.

Siyasetin tarifinden devam edelim. Siyaset temel olarak toplumsal sorunlara çözüm mekanizmasıdır. Dolayısıyla İnanç’lardan farklı olarak, kendine özgü yöntemleri ve kurumları kapsar. Siyaset bir bilinç biçimidir. Toplumun sürekli değişen sorunlarına akıl yoluyla sürekli çözüm arama demektir. Dolayısıyla siyaset ve İnanç yapıları ve işlevleri gereği farklı, hatta çelişkili alanlardır. İnsanlık bu iki farklı alan arasındaki çelişkileri düzenlemenin çözümü olarak Laikliği bulmuştur. Bu yanıyla laiklik inanç’ın da doğru siyasetin de güvencesidir.

Buraya kadar giriş kabul edelim ve asıl söylemek istediklerime gelelim. Bana göre Alevilik siyaset ilişkisi yeniden ve doğru biçimde tarif edilmelidir. Bu noktada ciddi sıkıntılar, yanlışlıklar görüyorum. Yazının amacı da bu zaten.

Türkiye de zaman zaman devlet üzerinden, zaman zaman toplumsal kültür üzerinden Alevilere büyük baskılar uygulandığı, haksızlıklar yapıldığı doğrudur. Bunların bir kısmı hala devam etmektedir. Düne kadar insanların Alevi olduklarını bile söyleyemediklerini unutmayalım. Kahramanmaraş, Çorum, Sivas katliamlarını unutmayalım.. Türk siyaseti Alevilere özür borçludur. Alevi toplumun yaşadığı acılar sarılmalı, taşıdığı tramvalar giderilmelidir. Ayrıca inanç’larını özgürce yaşayabilmeli, bu konudaki eşitsizlikler kaldırılmalıdır. Demokratik siyasetin temel görevlerinden biri de budur. Sözünü ettiğim haksızlıkların, eşitsizliklerin giderilmesini talep etmek de Alevilerin hakkıdır. Dikkat ederseniz Alevilik, ve siyasetin karşılıklı hak ve görevlerini dile getiriyorum. Bütün inançlarda olduğu gibi Aleviler kendi temsilcileri üzerinden taleplerini ve haklarını siyasete taşıyabilirler, taşımalıdırlar da. Ancak bütün inançlarda olduğu gibi Aleviliğin de siyasette temsilcileri olamaz, olmamalıdırlar.. Yani alevilik adına kimse siyaset yapamaz, yapmamalıdır.

Bu da nerden çıktı denilebilir. Gayet açık bir çok kişinin Alevilik adına siyaset yapma iddiasında olduğunu, hatta bazılarının kota bile istediğini biliyoruz. “Şu kadar oy veriyoruz, şu kadar da temsil istiyoruz” diyenleri biliyoruz. Bu nokta siyasetin zehirlenme noktasıdır. Aynı zamanda Aleviliğin de bozulma noktasıdır. Bu yazdıklarımın bazılarına ters geleceğini, kızdıracağını biliyorum.. Çok net söylüyorum: Kimse Alevilik adına siyasette olamaz. Kimse siyasette Aleviliği temsil edemez. Tıpkı diğer inançların siyasette temsil edilemeyeceği gibi. Aleviliğin kendi içinde temsil mekanizmaları ayrıdır. Siyasetin kendi içinde temsil mekanizmaları ayrıdır. Kimse kusura bakmasın. Ayrıca Alevi haklarını savunmak için de Alevi olmak gerekmediğini, bunun her demokratın görevi olduğunu unutmayalım.

Türkiye de sol siyasetin tıkanma ve kirlenmesini en büyük nedeni, bence bu konulardaki kafa karışıklığı ve bazılarının bu konulardaki fırsatçılığıdır. Tabii etnik meseleleri de birleştirerek söylüyorum bunu. Aynı şekilde kimse etnik kimliğini siyasete taşıyamaz, etnik kimliğini siyasi temsil olarak kullanamaz.

Bir kere Sol siyasetin bu zehirlenme noktasını çözmeden bir adım dahi atmak mümkün değildir. Bazıları dar bir dünya içinde duygusal ve maddi tatminler yaşıyor olabilir. Oluyorlar da..

Elbette buraya nerden gelindiği, bu zehirlenmenin nerden başladığı konunun anlaşılması bakımından çok önemli.. Bu nokta daha detaylı olarak ayrı bir yazı konusu olabilir. Çünkü konunun bana göre hem sosyolojik hem de uluslararası boyutları var.. Bunlara ayrıca değineceğim ilerde.. Ancak bazı yanlış anlaşılmaları da göz alarak bir kaç önemli noktanın altını çizmek istiyorum.

Ben bu durumu iki tarihsel olaya bağlıyorum.. Birincisi 12 Askeri darbesinin sonuçları, ikincisi 90’lı yılların başında Sovyetler Birliğinin çöküşü ve ardından gelen Küreselleşme olgusu..

Bu iki olgu bilinen haliyle Solun hem fiziksel, hem psikolojik, hem de ideolojik yenilgisini getirmiştir. Özelikle fraksiyon kökenli solcular, yenilgi psikolojisiyle ideolojik boşluğa düşmüşlerdir. Yeni dünyayı ve Türkiye’yi anlamak yerine ya değişim adına emperyalist merkezlerde üretilen zihin kalıplarına sarılmışlar ya da havada kalan ezberledikleri slogancı solculukla kendi mezheplerine ve etnik kimliklerine tamamiyle cemaatçı bir anlayışla sığınmışlardır. Bu yeni feodalitedir. Güdüsel davranmadır. Yani fikirsel çöküş cemaatçi güdülerle ikame edilmiştir. Dolayısıyla, konumuz itibariyle Alevilik hızla politize edilerek, siyasete taşınmıştır. Öbür taraftan da yaşayan Alevilik de ideolojik bakışlarla kendi için de tartışmalara sürüklenmeye başlanmıştır. Dikkat edilirse, tabii bir kısmı belli siyasi amaçlarına uygun olarak ideolojik hastalıklarını aleviliği de bulaştırma yolunu seçmişlerdir.

Sonuç olarak: Alevillik ve siyaset karşılıklı hak ve görevler ilişkisi içinde kalacak, iki toplumsal kurum birbirinin alanına girmeyecek..

Türkiye’de Aleviliğe karşı yapılan haksızlıkları giderecek olan biricik şey, Cumhuriyetin ve Demokrasinin güçlendirilmesidir. Alevilerin Cumhuriyete ihtiyaçları vardır.. Cumhuriyetin de, Alevilerin gücüne.. Elbette rolleri ve işlevleri karıştırmadan…

Etiketler: Alevilik, siyaset, chp, Alevilik ve siyaset

Yorumlar (1) / Onay bekleyen (0)

Yorumunuz site yönetimi tarafından kontrol edildikten sonra görünecektir.

Yorum Ekle

Çevik İsmail

02 Mart 2018 00:41
Cesurca objektif yazılmış bir yazı yorum. Siyasette bu inanç sisteminin mezhepçilik olarak tanımlanması ve her türlü mezhepçiliğin son tahlilde gericilik ve hatta yobazlık olduğu bununda açıkca laizme aykırı be düşmanlık derecesinde olduğu bilinen görülen davranışlar haline bilerek getirilmiştir. Özellikle 12 eylül ve Sovyetlerin çökülüşü üretmeyen slogan fraksiyonlarının boşluklarını bu tür inanç örgütlenmelerine yöneltmiş be siyasette özellikle CHP sırtından önemli yararlar elde edilmiştir.Edilmektedir. CHP nin algısı değiştirilmektedir. Bu ysnlış algı bizim@ kiler olmazsa CHP bu kadar oy alamaz desteğimizi çekeriz ha gibi yozluğa çıkarcılığa kadar vardırılmıştır. Vardırılmaktadır. ANADOLU ALEVİLİĞİ tanımına evet diyorum.Amcak ne yazı ki mezhepçiler bu tanımı kabul etmemekte arapçılığı akrabalık ötesinde ilahlaştırmaktadırlar.Hatta ayrı bir din motive edilmesine kadar ayrıştırmayı gündendemde tutmak istemektedirler. Bu durum CHP nin toplumun çağdaş mayası olan ilkelerini birbilerine bağlayan Laiklik ilkesine mayasına hsmuruna açıkca ters olmaktadır. İşimiz zordur.Gelip geçici denemez. Bilerek çürümr ve çürütmeye karşı olmak ülkemizi halkımızı kör inanç sistemlerinden kurtarmak gerekir. Bana Yunus Emre gerekir. Onun bunun inancı dini mezhebi gerekmez .Kimsede şnançlarını siyasette dayatamaz. Siyaseti işgal edemez.