Enver Ercan’ın Erdem Şifreleri

20 Şubat 2018 22:14
Enver Ercan’ın Erdem Şifreleri

CEZMİ GÜNTAY cezmiguntay85@gmail.com

Mecit Ünal, Aydınlık’taki köşe yazısında (25 Ocak 2018), “Enver Ercan’ın Ardından” başlığı altında şu paragrafa yer verdi:

“Uzun bir süredir kanserdi. Edebiyatımızın en eski dergisinin, Varlık’ın yayın yönetmeniydi. Yaşar Nabi’den sonra dergiyi kısa bir süre Filiz Nayır, birkaç yıl Konur Ertop, uzunca bir süre Kemal Özer, daha sonra o yürüttü; ancak onu ideolojisinin, ilerici - ulusal çizgisinin dışına çıkararak...

Varlık onun yayın yönetmenliğinde bu yüzden epeyce okur ve kan kaybetti. Edebiyatımızın eksenini değiştirip hizaya getirdiklerini vaaz edenler de onun yönetmenliğindeki Varlık’ın sayfalarında gerçekleştirdiler bu işi. Varlık, onun yönetiminde neoliberalizmin ideolojisi postmodernizmin edebiyat organı oldu. Ardından düzülen övgülere bakınca insan şöyle bir duraksıyor: eleştirilere küfür ve hakaretle –hem de ne küfürler ne hakaretler!– karşılık vermesi olgunlukla karşılansa da kolayından unutulmaz.”

ŞİFRELER ve GELENEK

Mecit Ünal; edebiyat dünyasındaki postmodern iktidar sürecinde dergi yönetiminden ödül kurmaylığına, yayıncılıktan yazar örgütçülüğüne yükselen Enver Ercan’ın CHP’li belediyelerden tutun da adı emekle anılan parti ve gazetelerin bile çeyrek yüzyıl gözdesi oluşunun sırlarını ima ederek okuru kimi şifrelere gönderdiği paragrafı, geleneğe uyarak bitiriyor: “Yine de toprağa haber gitmesin; iyi yanlarıyla hatırlansın, şiirleriyle yaşasın diyebilme âlicenaplığıyla...”

Ölümünden sonra bir yazarın yalnızca erdemlerinin yazılması isteniyor. Biz de Enver Ercan’ın erdem adına yaptıklarını anımsamakla yetineceğiz: Doğa geçinden versin, Orhan Pamuk’un ardından resmî ideoloji karşıtlığı adına

ABD yandaşlığı, ülkesine ve halkına ihanetleri, edebiyata erdem için saçtığı olumsuzluklar, bulaştırdığı yanılsamalar hiç yazılmayacak mı? Orhan Pamuk’un Türk ulusuna hakaret özgürlüğünü mahkeme salonlarında onunla saf tutarak savunan Enver Ercan’ın sağlığında yüzüne karşı haykırılan erdemleri ölümünden sonra yutulacak ve unutturulacak mı? İnsanların yanılsatılmasına sessiz kalanlar karşısında Türk edebiyatçısının hangi diyet borcu var?

Şurası gerçek ki, insanların bedeni değil, iyi veya kötü, işleri kalıyor geriye. Bu işlerse, ilgilendirdiği herkesçe konuşulacak, benimsenecek ya da olumsuzlanacaktır.

ŞİFRELERİ ÇÖZELİM

Varlık Dergisi yayın yönetmenliğine Enver Ercan’ın hangi erdemler için nereden ve nasıl geldiği nedense hiç konuşulmaz. Cağaloğlu’na 1983’te Yeni Olgu’da giren Ercan, sonraki yıllarda Şahin Alpay, Halil Berktay, Gün Zileli, Oral Çalışlar gibi yoldan ayrılanların ağır eleştirildiği Aydınlık çevresinin kimi sözcülerince bir kalem işçisi olarak hep hoşgörüyle anılmıştır. 1984’te Seyyit Nezir’in Memet Fuat’tan devraldığı ve yönettiği De Yayınevi’nin yanı sıra Düşün Dergisi’nde çalışmaya başlayan Ercan, ilkesel nedenlerle Düşün’den [daha sonra Yeni Düşün] ayrılan Nezir’in 1985 Kasım’ında kurduğu Broy Dergisi ve Yayınevi’yle de ilişkisini sürdürmüş, en geniş postmodern platformun önünü açan ahbap çavuş ilişkileriyle edebiyatın etkili kişi ve kurumlarına şirin görünmeyi başarmıştır.

Zamanın postmodern ruhuyla uzlaşmanın birçok yazarca benimsendiği, başka deyişle küresel dönemin alçaklığının yükselen değer sayıldığı 80’lerin sonlarında, Broy Dergisi şairleri ABD’den yönlendirilen bu teslimiyeti Yenibütün Bildirisi’yle (Ocak 1988) reddetmiş; edebiyatın değişik anlayıştaki Asım Bezirci, Can Yücel, Enis Batur gibi güçlü adları da onları reddederken, Cemal Süreya ise, “Hepimiz Yenibütüncüyüz” deyivermişti. Broy çevresinde olduğu halde çapsızlığı ve yönsüzlüğü yüzünden imzası bildiriye konmadığı için duyduğu dışlanmışlık duygusuyla her şeye istekli oluşundan yararlanmak üzere kimi çevrelerce Varlık’ta göreve koşulan Enver Ercan, dergiyi ulusalcı sol geleneğinden kopartma programını erdem sayarak istenen görevi üstlenmişti.

Hasan Bülent Kahraman’ın iki yıl önce açıkça itiraf ettiği gibi, merkezinde kendisinin yer aldığı mezhepçi, etnikçi, şeriatçı, neoliberal tayfaların oluşturduğu postmodern yıkım ekibinde Cumhuriyet ve emek düşmanı savruluşları erdem sayan her tutumun boy gösterdiği Varlık Dergisi, 1990’ların sonlarında yazarların öz örgütü TYS’yi de geleneğinden koparma çabalarına katılır. Varlık Dergisi’nin tarihsel birikimini arkasına alan Enver Ercan, şair ve yazarların geniş desteğini sağlamak için, bu rüzgârı mafiyöz entrika ve manevralarla kullanmada hakçası son derece becerikli davranmıştır. 1999’da Seyyit Nezir ve arkadaşlarının TYS Genel Kurulu öncesinde oluşturduğu Aydınlanma İmecesi’ni kimi safdil gerçekçi yazarların önerisiyle sözüm ona “modernist buluşmaya” taşıma görevi yüklenen Ercan, İnkılâp’ta kitaplarını yayımlattığı TYS üyesi yazarların Genel Kurul’da ağabeylerinden özür dilemesini sağlayarak imeceyi dağıtmayı başarır.

2005’teki TYS Genel Kurulu’nda Afşar Timuçin ekibini usulsüzlüğe başvurarak tek oyla geçen Enver Ercan’ın takımı, Varlık’tan sonra TYS’yi de geleneksel çizgisinden uzaklaştırıp Soros’çu yapılanma sürecine sokmayı becerir

(Bütün bu gelişmeler, o günlerin Cumhuriyet, Birgün, Evrensel gazetelerinde yer almış; İnternet yazışmalarının yanı sıra, önce Eski [S: 44 / 2005 ve S: 50 / 2007], daha sonra BerfinBahar dergilerinde [2007 - 2009] Seyyit Nezir, Yetkin Aröz ve B. Sadık Albayrak’ın bir kitap boyutuna gelen yazılarında işlenmiştir).

Edebiyatımızda, yayıncılıktan ödül kurumlarına her alanda mafiyöz ilişkileri yerleştirme, yazarın kendi egosu uğruna hakikati terk etme ve toplumsal olaylar karşısında pısırıklaşma erdemini örgütlü olarak yayma dönemine böyle geçilir.

Hakikatin en küçük yansımasını küfür ve hakaretle karşılamayı erdem sayan Enver Ercan, 2014 Kasım’ında Üvercinka’nın daha ilk sayısını görünce çılgına dönerek CSKSD standında Aydan Ay’a tacizkâr sözler etti; derginin I. cilt 2. sayısında, o günlerdeki erdemleri Seyyit Nezir’ce yazılı olarak sergilenip yanıtlandı...

Eski Tophaneli olmakla ve firesiz küfretmekle övünen Ercan, yıllardan beri sinirleri bozuldu mu sosyal medyadan, elmek adreslerinden hakaret ve küfürlerle yatıştırdı öfkesini hep. Talihin ve tarihin cilvesine bakın: Tüm haberlerde, ömrübütün küfrettiği Seyyit Nezir’ce kurulan ve yönetilen dergilerde yazarak edebiyata başladığı belirtilmekle sanki intikam alıyor kendisinden hakikat...

Gerçek şu ki, çeyrek yüzyıldır adını Enver Ercan’ın kirli ilişkilerine bulaştırmaktan koruyabilmiş pek az edebiyatçı vardır.

Boş verince Ercan’ın küfür ve hakaret yerine susma erdemini seçeceğini umanlar, Nihat Genç onun “ajan edebiyatçı” kişiliğini açıklayınca şaşıp kalmadılarsa da, “bütün bunların arkasında Seyyit Nezir var” suçlaması üzerine, H. B. Kahraman’ın itiraflarını bile unutmayı erdem sayarak Enver’e inanıp gerçeği zamanın üstüne yıktılar.

Son vakitte kişiden adı ve ameli kalır geriye. Orhan Veli, ölümden sonra kişiyi erdemleri ve hayırla anma geleneğini, ironik bir dille anımsatır:

“Ölünce biz de kirlerimizden temizlenir, / Ölünce biz de iyi adam oluruz.”

Enver Ercan’ın erdemli amelleri saymakla bitmez. Kendi her birini gururla ve övünçle sayıp dökmüştür; sağlığında bu erdemleri tespih etmiştir. Ölünce niye unutulup susulsun ki?

Etiketler: Enver Ercan, Cezmi Güntay, Varlık Dergisi, Orhan Pamuk

Yorumlar (0) / Onay bekleyen (0)

Yorumunuz site yönetimi tarafından kontrol edildikten sonra görünecektir.

Yorum Ekle