Akıl, Özeleştiri, Özgürlük ve Sonuç

Son Güncelleme : 06.12.2017 20:12

Erdal Akalın



Doğanın insanlara en adilce dağıttığı nimet akıldır, demişler.   Gerçekten öyle midir? Sanmam!   Ama hiç kimsenin kendi akıl payından yakındığını da görmedim ve hatta duymadım diyebilirim.  Nedeni ise basittir; çünkü insanoğlunun kişisel aklını beğenmemesi için kendi aklından ötelerini bilecek kadar bilge olması gerekir. 

Bizler gibi sıradan insanları tanımlamak üzere Persius şöyle bir kelamda bulunmuştu;

“ Sağlıklı olmak ve yaşamak, işte benim bütün bilgim!”.   İşte bilgiyi bu denli saflaştırabiliyorsak, akıl payımızı değilse bile öngörümüzün ve düşüncelerimizin yetersizliğini eleştirebilmek şansına sahip olabiliriz.   Bunun püf noktası da özgürce özeleştiri yapabilmek erdeminden geçer. 

Örneğin; MEB görevine atanan Sayın İsmet Yılmaz’a alıcı gözle bakarak, atanmasını takiben demeçlerini ve talimatlarını okursak, kendi akıl hissesinden şikâyetçi olmadığının ipuçlarını bulabiliriz.  Galiba kendisi dışında bir dünyası olmadığı için, değil özeleştiri yapmak,  kendisine yöneltilen eleştirileri bile anlamak çabası göstermediğini düşünmek olasıdır.  Kendisine emanet edilen görevin gerek Anayasa ve gerekse Milli Tedrisat Yasası ile ilgilerini anlamak ve çözümlemek yerine, kendisini o makama taşıyanların ideolojilerine taşeronluk yapmak eylemlerine yakın durmasını başka nasıl izah edebiliriz!  

Değiştirilen ve dönemin Sayın Cumhurbaşkanı tarafından onaylanan T.C. Anayasası’nın 42. Maddesinin dördüncü paragrafı açıktır; “ Eğitim ve öğretim hürriyeti, Anayasa’ya sadakat borcunu ortadan kaldırmaz”.   Bu hukuksal talimat, kişisel özgürlükler denerek veya kişisel inanç tercihleri diyerek eğitim ve öğretim kurumlarında Anayasa’nın uyulması zorunlu olan temel ilkelerinin yok sayılamayacağını vurgulamaktadır.  Sayın Milli Eğitim Bakanı ise hem Anayasa ve hem de yüksek yargı hükümlerini yok sayarak okullara sadece kendi inanç ve dolayısı ile akıl alanı içinde geçerli sayılacak talimatlar gönderirse, Sayın Bakan’ın kendi kişisel akıl payından çok mutlu olduğunu düşünmez misiniz? 

Acaba, Sayın Milli Eğitim Bakanı’na 10. Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer’in şu yorumunu aktarsak yararlı olur muyuz ; “ Laiklik ilkesi Türkiye Cumhuriyeti’ni oluşturan tüm değerlerin temel taşıdır.” Ve devam edersek ; “ Anayasa’da temel hak ve özgürlüklerin, laik cumhuriyeti zedeleyecek biçimde kullanılması önlenmiş, gerekirse laik cumhuriyeti korumak için temel hak ve özgürlüklerin sınırlanabileceği kabul edilmiştir”.   Bu denli açık ve berrak talimat ve yasal maddeler varken ve veliler çocuklarının bilim ağırlıklı öğretim görmesi için imza toplarlarken; “ müfredat değişikliğine gerek yoktur, okullarımız dini temeli esas alacak şekilde eğitim ve öğretime devam edecektir” mealli talimat göndermek, herhalde kendi akıl payından çok mutlu olan insanlara özgü olmak gerekirdi!

Konuyu tartışmak için ortam ve kişiler uygun olmazsa, tartışmadan bir sonuç değil, olsa olsa kargaşa çıkar.  Açık ve belirgin yasal hükümleri yorumlamamak üzere direnen, akılla değil, ideolojik taşeronlukla konuya yaklaşan Sayın Milli Eğitim Bakanı ile hangi aklı başında ve yasalara saygılı veliler tartışacaklar ve birlikte doğruyu bulacaklar?   Zaten Sayın Bakan, kendisine gazeteciler tarafından yöneltilen sorulara bile ‘bi dakka, bi dakka!’ diyerek yanıt vermemek için alandan kaçıyorsa, sorunumuzu kimler çözecektir? 

Devam eden tartışmalarla da bir doğru yöne gidilemeyeceği anlaşılmış gibidir zaten!   Galiba Platon haklı çıkmıştır sonunda.  Hani, Devlet adlı eserinde şöyle demişti, anımsayacaksınız;  “Akılca ve ruhça zayıf olanlarla tartışmayı yasaklıyorum!”.  

Sonuç olarak, AKP ve iktidara eklemlenen MHP, hasattan pay almak adına eğitim dünyamıza rüzgâr ekmişler ve bizlere fırtına bırakmışlardır.   Şu kadar gün geçmiş olsa bile doğru bir sınav sistemini dahi kotaramamışlardır.  Son deneme sınavı ki, galiba adına da ‘Abide’ denmiştir, öğrencilerimizin başarısızlığı halen acı ile sırıtmaktadır. 

 Herhalde, tüm MEB teşkilatı da kendi akıl paylarından memnundurlar!  Aksi halde ortaya çıkardıkları kargaşayı çözümlemek için de, örneğin; Talim Terbiye Kurulu Başkanı’nın öfke saçan konuşmalarını bir hitabet sanatı sayarak sorunu çözemeyeceklerini anlamış olsalar gerekirdi.  Üstelik anlaşılan odur ki, bu vatanın sadece % 46 oy oranı toplayana ait olmadığını sonunda mutlaka yargı makamları kendilerine bir kez daha anımsatırlar şeklindeki iyimser beklentilerimizin ve umudumuzun da karaya vurduğu günlerden geçiyoruz. 

Milli Eğitim Bakanı’na gelince, O’da günü gelince tarihin kendisini sorgulayacağına boyun eğecektir ama yitirilen kuşaklarımıza yazık olacaktır!.. 

Kıssadan hisse : “ Eğer vatan tehlikede ise, her şey vatana aittir “     ( Danton ).