DEVRİM

Son Güncelleme : 09.06.2018 10:06

Ender Erdemil



Marksist öğretiye göre üretim ilişkileri, üretici güçlerin gelişiminin önündeki engel haline geldiği zaman devrim zamanıdır. Devrim toptan bir değişim, köhneleşen üretim biçiminin yerine yenisinin geçmesi, buna bağlı olarak da yeni üretim ilişkilerinin biçimlenmesidir.

İnsanları topluluk halinde yaşamaktan çıkarıp, toplum haline getiren, üretmeye başlamalarıdır. Üreten toplumlarda bilgi de üretilir. Bilgi arttıkça üretim de artar. Sıra paylaşıma gelince sınıf ilişkileri, çelişkileri ve kavgaları başlar.Üretim ilişkileri, üretim sürecinde üretime katılan, Çıkarları birbirinden farklı sınıfların birbirine karşı durumudur.

Devrimler çok kısa sürede gerçekleşmiş gibi görünse de toplumun bu büyük değişime hazırlanması, bu değişikliği yapmaya karar vermesi uzun zaman alır. Bu süreçte eski üretim biçimi ve üretim ilişkileri; ilerlemek, atılım yapmak isteyen yeni toplum güçlerinin önünde engel haline gelir. Gelişmenin önünde durulmaz. Eski toplum yapısını yıkıp yerine yeni toplum yapısını geçirmek kaçınılmaz olur. Yeni toplumun yapısını belirleyecek şey de üretim ilişkileridir. 

1789 Fransız Devrimi böyle bir sürecin sonucudur. Rönesans, Reform, Aydınlanma cağıyla başlayan gelişme İngiltere’de başlayan sanayi devrimiyle toplumun değiştirilmesini zorunlu kıldı. Sanayi ve ticaretle zenginleşen burjuva sınıfı öncülüğünde Fransız yoksulları Kralı devirip cumhuriyeti kurdu. Kralı deviren bu insanlar daha sonra sanayicilerin elinde inim inim inleyeceklerdi…

Devrimler her zaman Fransa’da olduğu gibi savaşla ve kanlı olmaz. Chavez’in Venezuella’da seçimle iktidara gelişi de devrim niteliğindeydi. Chavez toplumu bunaltan eski toplumsal ilişkileri sil baştan değiştirdi…

Türkiye’nin, Özal’la başlayan dışa açılması, ülkede çalışan, üreten kesimlerin daha da yoksullaşıp yok olmasına yol açacak yeni bir süreç başlattı. AB ile ilişkilerin gelişmesi, üretimden vazgeçmenin başlangıç noktasıdır. Gümrük birliği, ülkede üretimin maliyetinin yükselmesine yol açtı. Kuruluşlarımız rekabet edemez, sonra da üretemez hale geldiler. Pek çok fabrika bu yüzden kapandı.

AB müktesebatı gereği; devletin desteğinde olmaları nedeniyle rekabetçilikte avantajlı sayılan kamu fabrikaları satıldı. Satılanların hemen hepsi kapandı.

Ülke üretemez hale getirilince Kemal Derviş, cari açığı düşük kur yüksek faizle bulunan sıcak parayla kapatma işini icat etti. Düşük kur yerli malların döviz bazında fiyatlarının dünya piyasalarından yüksek kalmasına yol açıtı., İthalat, üretmekten karlı hale geldi. Kalan fabrikalar da kapandı. Türkiye ihtiyaçlarını ithal ederek karşılamaya, cari açığı da borçla kapatmaya alıştı.

Türkiye AB’ye uymak için köyde yaşayan nüfusu azaltmalıydı. Çiftçinin ve hayvancının gelirlerini azaltacak önlemler alındı. Hasattan bir hafta önde ithalatına izin verilen tarım ürünleri çiftçimizi malını satamaz hale getirdi. Girdi fiyatlarının yüksekliğinden de maliyet tutturamıyordu zaten. Pancar ekim alanları daraltıldı. Pancardan geçinen 10 milyondan fazla insan değişik gelir kaynakları aramak zorunda bırakıldı. Hayvancıların mera besisi yapmaları çeşitli nedenler ileri sürülerek engellendi hayvancı da gelir elde edemez hale getirildi.

Özetlersek, son 20 yılda Türkiye üretmekten vaz geçmiş, üretimden elde edeceği katma değeri borç alarak kapatan, tüketerek büyüyen bir ülke haline geldi. Bu sürecin en keskin dönemi de AKP iktidarının son 10 yılıdır…

Bu süreçte on binlerce işçi işsiz kaldı. Bu işçilerin piyasaya soktuğu parayla işini döndüren binlerce esnaf battı. Maliyet ve ithalat baskısı nedeniyle pek çok fabrika kapandı. Yoksullaşan köylü geleceğini yeniden kurmak için kentlere göç etti Oradaki işsizler ordusuna katıldı.

Gelir dağılımı alabildiğine bozuldu. En zengin kesimler azalırken en yoksul kesimler çoğaldı. Düşük gelir guruplarıyla yüksek gelir gurupları arasındaki gelir farkı uçuruma dönüştü.  

Türkiye ekonomisinin bu durumu Sanayici, esnaf, işçi, çiftçi, hayvancı gibi üreten kesimleri yok olmaya taşıyor. Üretmek istediği halde imkansızlıktan üretemeyen bu kesimler açısından artık Türkiye’nin bu gidişi sürdürülebilir değildir.

Var olan üretim ilişkileri üreten kesimleri yok edecek hale gelmiştir. Türkiye’de bir devrim yapmanın zamanı gelmiştir…

Türkiye önümüzdeki seçimler böyle bir devrime gebedir. Tüketerek büyüyen, işsizliği ve yoksulluğu büyüten AKP iktidarının yerine üreterek büyüyen, istihdam yaratarak işsizliği azaltan, bu yolla bozuk gelir dağılımını düzeltecek bir iktidarın geçirilmesi kaçınılmaz olmuştur.

Bu değişim pek devrim tanımına uymasa da, Türkiye’nin ve yurttaşın durumu göz önüne alındığında devrim niteliğindedir…

Hadi sandığa gidelim, değiştirelim!

Ender Erdemil, 8 Haziran 2018