Fikret’in yolu has modern

Son Güncelleme : 12.02.2018 10:02

Modern Türk şiirinin Tevfik Fikret gibi kök ağacının yoksandığı bir kitapta kendine yer verilmediğine hayıflanmaktansa, bu dayanılmaz hafiflik içinde yer almamış olmaya sevinmek gerekir. SEYYİT NEZİR



Duygu ve düşünce, güdüler ve ahlak, bireyler ve toplum arasındaki gerilimi ortak anlatım zeminlerinde işleyen geleneksel edebiyattan çıkış, Hegel’in duyarlık ve zihin arasında yarılma ve ayrılmanın derinleşmesini gösterdiği süreçte belirginlik kazanır. Türler, hepsinin ortak kaynağı olan koşuktan koparak çeşitlenirken, şiir de duyularla akıl arasındaki gerilimi sergilemede imgesel anlatıma daha geniş yaslanmaya yüz tutar. Başta Baudelaire, Verlaine, Rimbaud ve Mallarmé olmak üzere modern şiirin farklı akımlardaki temsilcileri, epikten uzaklaşırken, çağdaş güncel yaşamın izdüşümü olarak şiirde bireysel trajedi ve deneyimi öne çıkartır.

 MODERN ŞİİRİN YÖNELİMLERİ VE SES ÖRGÜSÜ

Önceleri farklı ulusal edebiyat geleneklerinde yerel özelliklerle süren hece ya da aruz vezninden, nazım birimi ve uyak biçimlerinden uzaklaşmaksızın yazdıkları şiirlerde özgün duygularını yeterince yansıtamadığını gören şairler, düzyazının en yaygın türlerince çoktan vazgeçilen bu teknikleri çok geçmeden terk eder. Şairler, sesin ritmik örgüsünü, sözcüğün yapı ve anlamlarının başka sözcüklerle girdiği sözdizimi ilişkisinde kurmaya yönelir. Bu süreçte, düzyazının anlatım çeşitlenmesi ve konu zenginliği bakımından edindiği deneyimleri özümsemekten geri durmazlar.

Tük şiirinde bu çabayı bilinçli olarak gösteren ilk şair Tevfik Fikret’tir. Fikret, kendi iç derinliğindeki arayışları daha önceki şiir geleneğinin biçim ve anlatım teknikleriyle yansıtamadığını görünce, düzyazının olanaklarından yararlanmaya yönelir; vezin, uyak, nazım biçimlerini tümüyle terk etmeksizin onları moderne açar. 

Tevfik Fikret; Ömr-i Muhayyel şiirinde (1897), şiirimizin modernleşmesi yolunda, ritmi düzyazıdan devşirdiği tekniklerle sağlayarak görkemli bir atılımı gerçekleştirir:

AYDINLANMA ÇABAMIZIN GÜÇLÜ SESİ VE İMGESİ

Murat Belge, “Şairaneden Şiirsele Türkiye’de Modern Şiir” kitabında (İletişim Y., 2018), “modern Türk şiiri”ni “Yahya Kemal ve Ahmet Haşim’le başlatanlardan” olduğunu belirtiyor (s. 10). Kendisinden önceki egemen yanılgılarla hesaplaşmayı denemek yerine, işin kolayına kaçıyor. Oysa “modern Türk şiiri”ni kendileriyle başlattığı şairler, ne konuşma dilinin olanak ve tatlarını şiire taşıma yönünden, ne bireysel duyarlığı özgün buluşlarla yansıtma yönünden, ne de lirizm yönünden Fikret’ten daha köklü adımlar atabilmiştir. Fikret’in açtığı yolu derinleştirip genişletmişlerdir, evet; ama modernleşme denen süreç, her özgün sesin bir öncekine eklemlenmesi dışında bir gelişmeyi işaret etmez. Nitekim Rübâb-ı Şîkeste (Kırık Saz, 1900) de, yüzyılın başında modern Türkiye’nin karabasanlar içinde yükselen aydınlanma çabasının güçlü imgesini verir. Fikret, hele şu postmodern edebiyat ortamından baktığımızda çok daha açık görüyoruz ki, şiirimizin has modern öncüsüdür. Bunu en güzel vurgulayan şairse Yahya Kemal’dir: “Ruhumda, ahlakımda, zevkimde, lisanımda, sanatımda en büyük tesiri o icra etmişti. Şark âleminden kafamı o çıkarmıştı.” 

BELGE’NİN YÖNSEMESİ VE ELEŞTİRİLER

Belge, Fikret’e edilen haksızlığı gidermeye çalışmamakla, aydınlanma geleneğimizle modern şiirimizin aynı süreçte ve örtüşme içinde yer aldığı gerçeğini gizlemek istiyor. Ne ki kendisine sanal yayın ortamlarından Özdemir İnce, Enis Batur gibi şairlerin, Orhan Koçak gibi güçlü bir eleştirmenin yönelttiği eleştiriler de Fikret’e karşı güdülen açık ya da gizli düşmanlığı nerdeyse örtbas etme niyeti taşıyor. Murat Belge’nin Kemal Özer ve Ülkü Tamer’le sonlandırdığı kitapta, onların yaşıtları olan Gülten Akın, Ahmet Oktay, Özdemir İnce, Sezai Karakoç, Hilmi Yavuz gibi şairlere yer vermeyişi ise başlıca eleştiri noktalarından birini oluşturuyor.    

Şurası bir gerçek ki, modern Türk şiirinin Tevfik Fikret gibi kök ağacının yoksandığı bir kitapta kendine yer verilmediğine hayıflanmaktansa, bu dayanılmaz hafiflik içinde yer almamış olmaya sevinmek gerekir.