KARANLIK HER YERİ KAPLAMASIN...

02.06.2018 04:25

Prof. Dr. Levent Seçer



Okumayan okuduğunu anlamayan duymayan sağır kör bir toplum nasıl gerçekleri görebilir anlayabilir?  24 Haziranda bari uyansalar uyandırsak kendi geleceğini ve çocuklarının geleceğinin önemini bir kere olsun görebilse. Ama bizim görevimiz, okuduğu kitabın içinde yazan kaybedilmiş gerçeklerin ona bir yumruk gibi inmesini göstermek anlatmaktır. Şimdi onu uyuduğu uykudan uyandıramıyorsak bunca çabamız ne işe yarar. Asıl şimdi bu dönemde bunu başarabilmeliyiz. Zira uyuyanlara verilen narkozun etkisi kim bilir daha kaç yıl devam edecek bilinmez. 

Uğur Mumcu, 17 Mart 1989 yılında söylemiş, '' Gün gelecek milletin üstüne ölü toprağı serpecekler; yıllardır uyuyacak, hiç bir şey duymayacak körü körüne bakıp dinleyecek. Gericilik ülkeyi kuşatacak İnanç saygınlığını siyasete bulaştıranlar ülkeyi yönetecekler'' 

İşte tüm bu gerçeklerin yaşandığı bir sürecin tam da ortasında Türkiye tarihi bir seçime gidiyor. Mutsuz, huzursuz, korkarak, yaşamın hala içinde, çarkın tam ortasında kalmış durumda. Ülkeyi bu noktaya getirenlerin ortaya koydukları söylemler keşke inandırıcı olsa… Öyle sanıyorum ki yıllardır değişmeyen tablo aynen devam edecek. Dünden farklı değil. 

Karanlıkların aydınlığa dönüştüğü; ışıl, ışıl aydınlandığı bir Türkiye görmek milletin tek arzusu, ama bunu konuşamıyor korkudan. Şimdi kenetlenmenin tamda sırası değil mi?  

Yazı yazamıyor, konuşamıyor, şarkı söyleyemiyor, dinleyemiyorum…  Okuyamıyor, düşünemiyor. Sokaklarda özgürüm, özgür olmak istiyorum diye avazım çıktığı kadar bağıramıyorum. Sevgilimi elinden tutup bir deniz kenarında güneşin batışını seyrederken kucaklayıp öpemiyorum. 

Atatürk'ü çok seviyor; keşke yaşasaydı da bu günleri görebilseydi diyemiyorum.  Biz onu hep birlikte ikinci defa öldürmedik mi? Kurduğu; içinde akıl ve bilimselliği miras olarak bıraktığı koca bir cumhuriyetin nasıl da yok edildiğini gördüğünde acaba ne derdi? İçinde Onun devrimlerinden, özgürlük ve çağdaşlıktan, aydınlıktan eser kalmadığını; cehaletin aptal ve sürü bir millet olmanın resmini  gördüğünde acaba ne derdi? 

Tek sorusu şu olurdu herhalde: '' Sizi kim bu duruma düşürdü? Benim aydınlık bıraktığım memleketi kim bu hale getirdi? '' 

16 Kasım. 1938 de ölmeden önce, ''Benim hatıralarımı burada DOLMABAHÇE Sarayında bırakın, burada yaşadığım anılarım hepsi memleketim için düşündüğüm zamana sığmadı bile'' demişti. Ama biz şimdi onun hatıralarına bile saygı duymayıp Dolmabahçe Sarayını neredeyse bir barakaya çevirmeye çalıştık. Bıraksaydık onunla özdeşleşen haliyle saygınlığını korusaydı ne olurdu? 

Tüm milli değerlerimiz tarih kokan haliyle yok edilmedi mi? Çankaya köşkünün tarihe mal olmuş saygınlığının yok edilip, doğayı katlederek bir saray yapıp;  Osmanlı ruhuna sahip çıkmanın adını koyamıyorum. 

İnanılmaz bir harcamanın oraya aktarılması saklanan mali çöküşün adına yazılmıyor mu? Otuz milyon insanın açlık ve yokluk sınırında yaşadığı bir ülke de, böyle gösterilere gerek var mı bilmiyorum. 

Biz uluslararası saygınlığımızı zaten çoktan kaybettik, devasa bir sarayımız var diye  başkalarına gösteri de bulunmak…  Buna gerek var mı? 

Biz saraylarımızla mı uluslararası itibarımızı kazanacağız? 450 milyar doları aşmış dış borç içinde seçime gidiyoruz. Yaşananlara baktığımda siyasetin ülke bütünlüğü, milletin huzur ve refahı, insan özgürlüğünün yaşanası özde bir demokrasi adına  hala ortaya konulması gereken ne var? Hala kavgalar ve siyasetin içinde yansıtılmaması gereken yakışıksız söylemler… 

Milletin anladığı biçimde bir çözüm siyasetinin ortaya konulamaması düşündürücü değil mi? Demokrasi sözde değil özde dolaysız yaşanmalı. Akıl ve Bilim gerçeğinin, cumhuriyetin, çağdaş düşünce anlayışının, özgürlüklerin, insan haklarının hapsedilmediği bir demokrasi gerçeği. Şimdi tarihi bir seçim yaşanacak ama bu gerçeklerin adını söyleyen yok. 

Yarın ekonomik bir dengenin bozulup tarumar hali ortaya çıkmaya başladığı zaman, milletin yaşayacağı travmanın ağrısına hangi ilacın adını koyacağız? Millet sağır kör sessiz duymuyor adeta… Mutsuz ve korku içinde neyi sorgulayacak? Kör olmuş.  İnanacağı görebileceği bir gerçek var mı? Özgür bir insanın gerçekleri toplumla paylaşması adına konuşabildiği hangi özgürlüğün adını yazacak korkmadan bilmiyorum. Ya da sen benim istediğim gibi konuşmayacak yazmayacaksan, sana özgürlük ve demokrasi adına şarkı söyletmem diyen bir anlayışa nasıl karşı koyacaksın? 

Partilerin seçim bildirgelerine baktığımda, yıllardır her seçim döneminde aynı sözler; değişen bir şey yok. Gelinen dönemde bu çok önemli seçim sürecinde de aynı sözlerin tekrarı. Peki, bunca yıl aynı şeyleri söylüyorsunuz; daha önce neden yapmadınız? 

Öyle sanıyorum ki seçimlerden sonrasında verilen sözler devam etmeyecek. Seçim kazanmak adına her türlü bedelin ödeneceği ortada. Yalan, yalan ve boş vaatler. İşte siyaset anlayışında neyin daha önemli olduğu gerçeği ortaya çıkıyor: Yalan dolan iktidar koltuk ve saltanatın hayatta kalması. 

Köy enstitülerinden eser bırakmayanların bu memlekete miras olarak bıraktıkları acı gerçeği işte şu anda yaşıyor Türkiye. (OHAL) ile yönetilen bir memlekette insan nasıl özgür olabilsin konuşabilsin korkmadan? ''Şimdi korkma sakın bu demokrasi için yapılan bir seçim, yarın her şey özgür olacak'' diyenlerin, yarın her türlü ihtimalde bile verdikleri sözde duracaklarına nasıl inanmalıyız? (TEK) adam korkusunu nasıl yenmeliyiz, biri ya da birileri bana bunu açıklayabilir mi? 

Yıllardır çağdaş anlayışı simgeleyen her türlü değişim yasaklanmadı mı? Otoriter bir yönetim sisteminde inatlaşmanın siyaset kültüründe yeri var mı? Çok sesli bir parlamento bu güne kadar adını unuttuğumuz Demokrasiyi yansıtamaz mı? Türkiye otoriter bir sisteme değil, mutlu, özgür, yarınından kokmayan, kendisini yönetenleri seven, barışı cumhuriyeti özlemiş bir yönetim biçimine hasret yıllardır. 

Sürekli Lafonten’den masallar gibi anlatılan 2023 senaryolarını bile yorumlayamayan, anlamayan, ne olduğunu bilmeyen; cahil, eğitimsiz, kör bir toplum olmak değil.

Artık mutlu yarınlara bakan, Atatürk'ün  düşünce anlayışına bağlı, çağdaş cumhuriyete özlem duyan, mutlu, korkmayan bir toplum olarak yaşamanın heyecanı ile 24 Haziranı bekleyen bir Türkiye görmek mutlu ediyor,  umutlandırıyor beni.  

Prof. Dr. Levent Seçer