Kıbrıs’ta körler ve sağırlar

Son Güncelleme : 07.07.2018 06:07

Ender Erdemil



Kıbrıs Barış Platformunun 1 Mayıs’ı birlik ve dayanışma içinde nasıl kutladığını televizyondan izledim. Rum işçi sınıfı temsilcilerinin, Rum Sosyalistlerinin ve Rum Komünistlerinin de katıldığı kutlamalar tam bir sağırlar toplantısıydı. Her bir Rum konuşmacı Kıbrıs’ta sorunun çözümünün KKTC’nin varlığını sürdürdüğü sürece olamayacağını söylediler. “KKTC’siz bir  Türk tarafının çözüm için biçilmiş kaftan olduğunu” açıkça söylemeseler de, dinleyen onu anladı. Türk konuşmacılar da sanki bunları duymamış gibi, “iki kesimli, iki bölgeli, siyasi eşitlik temelinde, federal ve birleşik Kıbrıs…” tan söz ettiler. Anlaşılan onlar da KKTC’siz bir çözüme yatkındılar. Ama bunun nasıl olacağı konusunda bir fikir geliştiremedikleri belli oluyordu. 

Kıbrıs barış Platformu ilgilileri  Akel’le de görüştüler. Görüşme sonrasında Kiprianu; “Ancak gerek Türkiye, gerekse Kıbrıs Türk Liderliğinin iki ayrı devlet konusunda ısrar etmeleri halinde Talat ile Hristofyas görüşmesinden umutlu olunamayacak.dedi. Kıbrıs Barış Platfotmu sözcüsü Halil Paşa da; “İki kesimli, iki bölgeli ve toplumların siyasi eşitliği temelinde AB üyesi Federal ve Birleşik bir Kıbrıs devleti ile çözülebileceğini ve bu konuda AKEL ile görüş farklarının çok olmadığını” söyledi. 

Halil Paşa yine Kiprianu’nun, “devlet konusunda ısrar etmeyin” derken, bu işin federasyonla çözülmeyeceğini açıkça ilan ettiğini duymamış gibi yapmıştı.   

Akel’le Kıbrıs Barış Platformu; Kıbrıs’ı, Türkiye’den gelip KKTC yurttaşı olmuş nüfustan temizlemek, Milli sembol fetişizmine son vermek, (Milli sembol: KKTC Bayrağı ve Türk Bayrağı) Milliyetçi Eğitim Sistemine son vermek, hatta Türk Askerini adadan göndermek gibi konularda aynı görüşleri paylaşıyorlar. Bunu 1 Mayıs bildirilerinin sonuna yazmışlar: 

 “BU MEMLEKET BİZİM, BİZ YÖNETECEĞİZ.”

“ANKARA NE PARANI, NE MEMURUNU, NE DE ASKERİNİ İSTİYORUZ!”

“BAĞIMSIZ KIBRIS”

 “BÜTÜN HALKLAR KARDEŞTİR.” 

Kıbrıs Barış Platformu Sosyalist ve Komünist Rum dostlarını kendilerine Türkiye’den daha yakın görüyorlar. Onların, “halkların kardeşliğine” inançlarından kuşku duymuyorlar. Aynı dünya görüşünü paylaştıklarını düşünerek onlara sarılıyorlar. 

Onların Rum dostları; Kıbrıs Adasında “nihai” çözüm konusunda ayrı telden çalıyorlar. Rumların yaklaşımı “halkların kardeşliği” konusunu umursamadıklarını gösterse de, Kıbrıs Barış Platformu ilgilileri, onları duymamış gibi yaptıklarından, şimdilik aralarında sorun çıkmıyor. Kıbrıs Barış Platformuna Rumların da katılmasını sağlamaya çalışıyorlar. Yağı suyla karıştırmak için uğraşıyorlar. Dünya görüşlerinin, dünyaya bakışlarının aynı olduğunu düşünme aymazlığı içinde debelenip duruyorlar.    

Oysa küreselleştirilen dünya çok değişti. Kapitalizm eski kapitalizm olmadığı gibi, emperyalizm de eski emperyalizm değil. Dünyayı, özellikle de sömürülen ülkelerin işçi, emekçi, çalışan, yoksul halklarını tehdit eden tehlike hem farklılaştı, hem de küreselleşti. Şimdilerde ona küresel sermaye deniyor. Küresel sermayenin vatanı olan “Uluslararası Toplum”  da dünya imparatoru olmaya soyunan ABD’nin bir dediğini iki etmiyor. 

Emek - sermaye çelişkisi de küreselleşerek değişip, sınıf çelişkisinden öte bir genişlik kazanırken; işçi sınıfı da başkalaşarak, yaşadığı ülkeye göre o tarafta veya bu tarafta durur hale geldi. Günümüzde, Uluslararası Toplum’a dahil olan ülkelerin işçi, emekçi ve çalışan diğer kesimleri, dünyanın daha uzak yerlerinin sömürülmesinden ülkelerine düşen paylarla daha kaliteli bir yaşam sürdürüyorlar. 

Keza, Sosyalistler, Komünistler, hepsi başkalaştı. Herkes vaziyetini üzerinde yaşadığı coğrafyaya ve içinde yaşadığı topluma göre alır oldu. Sosyalizm  çifte standarda kavuşturuldu. İngiltere, İtalya, Fransa gibi ülkelerin Sosyalist ve Komünistleri, milliyetçi oldular. Ülkelerinin ulusal çıkarlarını sonuna kadar savunan siyasi çizgileri, sosyalizmle birleştirdiler. Bunu yaparken de sömürülen ülkelerin Sosyalist ve Komünistlerine enternasyonalizmi önerdiler. Milliyetçiliği lanetlediler. 

Bir başka deyişle, dünyanın bir bölümünde yaşayanlarla dünyanın öbür bölümünde yaşayanların paylaşacak bir dünya görüşü kalmadı. Dünyaya bakışları ve dünyadaki gelişmelerden ülkeleri adına beklentileri de birbirinden çok farklılaştı. Artık, sınırları kaldırıp, dünyayı tek lokma halinde yutmak isteyen küresel sermayenin egemen olduğu dünyada, ülkelerin ulusal çıkarlarıyla işçi sınıflarının, ve tüm emekçilerinin çıkarları, özdeşleşmiştir. 

Küreselleştirilen dünyada, Kıbrıs Rum Kesimi de AB üyesi olarak, Uluslararası Toplum içindeki yerini aldı. Doğal olarak Akel’de kendi işçi sınıfının ve emekçilerinin hayat standartlarını koruyacak milliyetçi politikalarını geliştirdi. Rum ve Türk halklarının kardeşliği de umurlarında değildi. 

Artık Kıbrıs Adasında, Rum emekçileriyle Türk emekçilerin çıkarları farklılaşmıştır. Ada’da halkların kardeşliğinden söz etmek, Türk emekçilerini kandırmaktan başka bir anlam taşımaz hale gelmiştir. Zira  Rumların çıkarları, Türkleri yok ederek veya hakları ellerinden alınmış azınlık haline getirerek Kıbrıs Adasını tamamen Rumlaştırmakta yatıyor. Ulusal çıkarları bunu gerektirmektedir. 

Türklerin varlıklarını sürdürebilmeleri de KKTC’yi mutlaka yaşatmaktan; mümkün olursa, içinde KKTC’nin yer aldığı bir federasyonu kurmaktan geçmektedir. 

Rumlar bunun farkındadırlar. Ekonomik gelişmişliklerini Türklerle paylaşıp hayat standartlarının düşmesini istemiyorlar “Osmosis” diye adlandırılan “Yeni Enosis”in anlamı da budur. Annan Planına da bu nedenle topluca hayır demişlerdir. İktidarın, Annan Planının Türklere sağladığı kadarını bile Türklerle paylaşmaya yanaşmadılar. 

Adada “Bağımsız Kıbrıs” çözümünün¸ KKTC’nin ortadan kaldırılması, Türklerin yok edilmesi, veya ekonomik kaynaklarının Rumlarca gasp edilmesi, Adanın Rumlaştırılması koşullarına bağlı olduğu bu kadar açıkça görülürken, Kıbrıs Barış Platformunun “körmüş” gibi davranmasını, Rum dostlarının söylediklerini; “sağırmış da duymamış” gibi yapmasının tek anlamı vardır. Çökmüş bir politikayı sürdürmek zorunda kalmanın çaresizliği…

 

Ender Erdemil  16 Mayıs 2008