Toplumun bağrındaki yara: Taşeron işçiler!

18.11.2017 09:31

Ender Erdemil



1989 yılında Berlin duvarı yıkıldı. İki kutuplu dünya; küreselleşmenin önündeki en büyük engel ortadan kaldırılmıştı.

Küresel sermaye, WTO, GATT, NAFTA, OECD, IMF, Dünya Bankası. Dünya Bankası bünyesinde kurulu MIGA gibi organizasyonlar, kurumlar ve kuruluşlarla bu gelişmeye hazırlanmıştı.

1995 yılında MAI (Multilateral Agreement on İnvestment -  Yatırımlarla ilgili Çok Taraflı Sözleşme.” Üzerinde çalışmaya başladılar. Bu çalışmalara Türkiye de taraf oldu. Bu anlaşma 1998 yılında taraf ülkelerin imzasına açıldı…

MAI’nin amacı küresel sermayeye uluslararası bir serbest dolaşım alanı açmaktı. MAI, Ulus devletin ekonomisi üzerindeki egemenliğini ortadan kaldırıyordu. Bu nedenle zamanın Adana Valisi Cahit Kıraç Çukurova Kalkınma Ajansının kuruluş toplantısında: “Artık dünyada ulusal çıkarlardan ziyade sektörel çıkarlar, hatta şirket çıkarları ön planda olacaktır.” (2006) demişti. Öyle de oldu…

1980, 24 Ocak kararları Türkiye ekonomisini liberalleştirerek MAI’nin getireceklerine hazırlamıştı…

MAI, ülkelerde tüm faaliyetlerin ticarileştirilmesini, piyasa ekonomisine uyarlanmasını öngörüyordu. Hayata geçmesinin iki önemli yağı şunlardı:

  1. Özelleştirme
  2. Taşeronlaşma

Özelleştirme:

Özelleştirmelerle yabancı sermaye karşısında “avantajlı” sayılan kamu işletmeleri satıldı, çoğu kapatıldı. Kapatılan işyerlerinde örgütlü sendikalar güçsüzleşti. İşsiz kalanlar sendikasızlaştı. Taşeron işçiliğine hazır hale getirildiler.

Taşeronlaşma:

Taşeronlaşmayla “işçi çalıştırma” da ayrı bir sektör haline getiriliyor, işçi çalıştıracaklara yeni bir iş alanı açılıyordu. Tabii bu işin görünen yüzüydü. Amaçlanan, işçinin sendikalaşma, kıdem tazminatı, toplu sözleşme gibi haklarının elinden alınarak asgari ücretle çalışan işçi yaratmak, karlılık düzeyini artırmaktı.

Sendikalaşma açısından:

Adı üstünde, taşeron işçi her an işten atılabilir işçiydi. Sendikalaşma olasılığı baş gösterdiğinde işten atılıyor sendikalaşmasına, ücret için mücadele etmesine izin verilmiyordu. Bu, Sermayenin de işçi karşısında “güvende olmasını” sağlıyordu.

Kıdem tazminatı açısından:

Taşeron işçilerle 11 aylık sözleşmeler yapılıyor, bir yılı doldurup kıdem tazminatı hakkını kazanmadan işten çıkarılıp yeni bir 11 aylık sözleşmeyle işe alınıyorlardı. Sözleşmelere asgari ücret üzerinden yapılıyordu.

İş güvenliği açısından:

Pek çok tehlikeli alanda çalışma ortamının taşeronlara teslim edilmesi, denetimlerin de sağlıklı yapılmadığını düşündüğümüzde iş kazalarının artması sonucunu doğurdu. Karını artırmak isteyen taşeron i,ş güvenliği ile ilgili pek çok önlemi göz ardı ederek işçi çalıştırıyor. Bu da iş kazalarının işçi cinayetlerine dönüşmesine yol açıyor.

Özel sektörde başlatılan taşeronlaşma, kamuya da yansıtıldı. Çıkarılan bir yasayla belediyelerin işçi ücreti olarak ödeyecekleri meblağ bütçelerinin belirli bir bölümüyle sınırlanarak taşeron iiçi çalıştırılmasının önü açıldı. Hükümet sayılarının 800 bin civarında olduğunu açıkladı. 2014 rakamlarına göre özel sektörde de 572 bin taşeron işçi çalışıyor.

Kamuda taşeron işçi çalıştırılmasının Anayasanın 128. Maddesinde yer alan “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.”  Hükmüne aykırı olduğu da açıktır.

Hakları elinden alınmış, ücreti için pazarlık etme olanağı olmayan taşeron işçiler toplumun yarasıdır. Taşeron işçilik, gelir dağılımının daha hızlı bozularak yoksulluğun artmasına yol açıyor.

Kamuda da özel sektörde de taşeron işçiliğe son verilmelidir.