Necip Hablemitoğlu’na saygı

Son Güncelleme : 18 Aralık 2017 12:12
Necip Hablemitoğlu’na saygı

Cumhuriyet değerlerimizin yılmaz savunucusu Doç Dr. Necip Hablemitoğlu’nu 18 Aralık 2002’de katledenler sonsuza kadar susturduklarını sandılar. Oysa sesini duyurmaya devam ediyor. ETKİ AJANLARI - NÜFUZ CASUSLARI VE FETHULLAHÇILAR RAPORU başlıklı çalışmasını yayınlıyoruz. Hablemitoğlu’na sevgi ve saygıyla…

Çok şey bilen hocaya iki kurşun

Karanlık eller yine işbaşında

Milliyet 19 Aralık 2002

Ankara’da uğradığı silahlı saldırı sonucu ölen Doçent Necip Hablemitoğlu Alman Vakıfları’nı Türkiye’de altın çıkarılmasını engellemekle suçluyordu...

Necip Hablemitoğlu, 1954 yılında Ankara’da doğdu. 1977 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu’ndan mezun oldu. 1977-1978 yıllarında 'Dilde Fikirde İşde Brlik' adlı aylık dergiyi yayınladı. Uzun yıllar çeşitli kuruluşlarda basın müşaviri olarak çalıştı. Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü’nde yüksek lisans ve doktora yaptı. Türkiye dışındaki Türk topluluklarının yakın tarihi ile ilgili olarak çalışmalar yaptı. Orta Avrupa ve Balkanlar’da Türk eserleri, Türk azınlıkları ve şehitlikler konusunda alan çalışmaları yürüttü. Ankara Üniversitesi’nde Atatürk İlkeleri ve Devrim Tarihi dersi verdi. Evli ve iki kız çocuk babasıydı. 2002 yılında Ankara'da öldürüldü. (Kaynak: Biyografi.net)

“O, Cumhuriyet değerlerine sıkı sıkaya bağlı, Kemalizm'i hayat felsefesi edinmiş yurtsever bir tarihçi yazardı. Cumhuriyet düşmanlarının hedefi oldu, evinin önünde uğradığı suikast sonucu hayatını kaybetti. Necip Hablemitoğlu 18 Aralık'ta ölümünün 13'üncü yılında mezarı başında anıldı. Anmaya ailesi, tanıdıkları ve çok sayıda seveni katıldı. Cinayetle ilgili yürütülen soruşturma da gündemdeydi.” (Çağdaş Ulusal Çizgi)

ETKİ AJANLARI - NÜFUZ CASUSLARI VE FETHULLAHÇILAR RAPORU

 Dr. Necip Hablemitoğlu

(…)

Halk deyimi ile “maşa” olarak da nitelendirebileceğimiz bu etki ajanlarının farklı işlevleri bulunuyor: Kimi, politikacı, kimi gazeteci , kimi akademisyen, kimi diplomat, kimi hukukçu, kimi tarikat-cemaat şeyhi, kimi de yüksek bürokrat ya da işadamı olarak, önce madden-manen bağlı oldukları, aidiyet duygusunu ve güvencesini hissettikleri ülke adına tüm yetkilerini kullanıyorlar. Bu bazen, devlet politikasının güdümlü olarak saptırılması; bazen, halkın din ve ırk duygularına bağlı olarak kin ve husumete sevkedilmesi; bazen, uluslararası ihalelerde devlet çıkarlarının gözardı edilerek bağlı ülke şirketlerinin tercih edilmesi; bazen tahkim örneğinde olduğu gibi çağcıl kapitilasyonların geri gelmesi amacına uygun olarak gerçekdışı bilgilerle kamuoyunun aldatılması; bazen, Türkiye’nin en zengin işadamlarından birinin tüm mesaisini -Diyanet İşleri Başkanlığına değil- Fener Rum Patrikhanesi’ne hizmete hasretmesi ya da fethullahçıların Papa, Fener Rum Patriği ve Batı kökenli hristiyan misyonerlerle halvete girmesi; bazen, kendi halkının can güvenliğinin hiçe sayılarak Bergama’da olduğu gibi şaibeli şirketlerden yana tavır konulması ya da nükleer enerji ihalelerinin sonlandırılmasına karşın sözleşmede olmadığı halde halkın kıt kaynaklarını taraf yabancı şirketlere tazminat olarak aktarılmasının önerilmesi; bazen AB örneğinde olduğu gibi, “Kopenhag Kriterleri, TC Anayasası’nın üstündedir” gibi söylemlerle ulus-devletin sona erdiğinin, egemenlik-bağımsızlık-ulusal onur-ulusçuluk gibi kavramların modasının geçtiğinin vurgulanması; şeriatçılara ve bölücülere sınırsız ve koşulsuz özgürlük isteminde bulunularak bunun “demokratlık” olarak lanse edilmesi;(…) Yazının tümünü bağlantıdan okuyabilirsiniz 

Etiketler: Necip Hablemitoğlu

Yorumlar (0) / Onay bekleyen (0)

Yorumunuz site yönetimi tarafından kontrol edildikten sonra görünecektir.

Yorum Ekle