Öymen: Muhalefet bunları halkımıza daha iyi anlatmalı

09 Ekim 2017 04:45
Öymen: Muhalefet bunları halkımıza daha iyi anlatmalı

Deneyimli siyaset adamı ve diplomat Onur Öymen OdaTv’de yayınlanan söyleşinin metnini sosyal medya sayfasında yayınladı. Öymen söyleşiyi şöyle sundu: Nurzen Amuran'a verdiğim ve bugün ODATv'de yayınlanan mülakatın metnini aşağıda sunuyorum. Muhalefet bunları halkımıza daha iyi anlatmalı.

Nurzen Amuran sordu Emekli Büyükelçi Onur Öymen yanıtladı...

Nurzen Amuran: Sayın Öymen uzun yıllar Almanya’da Büyükelçilik yaptınız ve verdiğiniz mücadelelerle Türk halkının sesi soluğu oldunuz. Genel olarak soruyorum, daha sonra son seçimlere değineceğim. Alman halkını yakından tanıyan bir gözlemci olarak Alman seçmeni seçimlerde hangi kriterleri öncelikle değerlendirir, bu tercihlerde demokratik değerlere duyarlılık öncelik taşır mı? Alman seçmeninin profilini çizer misiniz?

Onur Öymen: Alman seçmeninin büyük çoğunluğu demokrasiye ve insan haklarına sahip çıkmaktadır. Almanlar uzun yıllar boyunca demokrasiyi benimsemiş ve kökleşmiş partilere desteğini sürdürdü. Hıristiyan Demokrat Parti (CDU) ile onun kardeş partisi Hıristiyan Sosyal Parti (CSU) birlikteliği çoğu zaman seçimlerden birinci parti olarak çıktı ve CDU lideri Helmut Kohl dört dönem, yani 16 yıl Şansölyelik (Başbakanlık) yaptı. Şimdi de Angela Merkel aynı partinin lideri olarak dördüncü kez en büyük parti olarak seçimden çıktı. Dört yıl daha ülkesini yönetmeye hak kazandı. Sosyal Demokrat Parti yakın geçmişte Helmut Schmidt’in, daha sonra Gerhard Schröder’in liderliğinde iki defa iktidarın büyük ortağı oldu ve Şansölyeliği üstlendi.

1966 yılından beri Almanya koalisyonlarla yönetildi. Uzun yıllar gerek CDU, gerek SPD liderliğindeki hükümetlerde özel sektörün temsilcisi sayılan Liberal Parti koalisyon ortağı oldu. İki Almanya’nın birleşmesinden sonra Almanya’nın siyasi yapısında önemli değişiklikler oldu. Yeşiller Partisi güç kazandı ve bir dönem SPD ile koalisyon ortağı oldu. Liberal Parti geçen seçimde baraj altında kalarak meclise giremedi, Eski Doğu Alman Komünist Partisinin uzantısı sayılan Almanya Sosyalist Partisi (DSP) özellikle Doğu Eyaletlerinde güçlendi ve mecliste temsil edildi. Son olarak da % 12,6 oy alan aşırı sağcı Almanya için Alternatif Partisi (AFD) ilk defa meclise girdi. Üstelik, oy oranını üç misli artırıp üçüncü parti oldu.

Son seçimler Alman halkının siyasi tercihlerinde köklü partilere desteğin azalması, radikal partilerin güçlenmesi yönünde bir değişim olduğunu gösteriyor.

Alman halkının eğilimlerini etkileyen unsurların içinde ekonomik ve siyasi istikrar, iç güvenliğin sağlanması, Almanya’nın Avrupa’daki öncü rolünün korunması gibi unsurlarla hükümetin yabancılar politikası rol oynuyor. Basın halkın eğilimlerini etkileyen önemli etkenlerden biridir.

AB’nin bazı politikalarının Alman toplumunun bir kısmını olumsuz yönde etkilemesi rahatsızlık yarattı.

Amuran: Sizin de belirttiğiniz gibi, son federal seçimlerde iktidarda olan koalisyon partileri büyük oranda başarısız oldular. Her ne kadar işsizlik oranı son yıllarda azalmış olsa da zenginle yoksul arasındaki uçurumun artması seçmenin tercihlerinde etkin rol oynadı mı, uygulanan göç politikası sonuçları ne kadar etkiledi, size göre kim neden kaybetti?

Öymen: Ekonomik açıdan Almanya gücünü korusa da Avrupa Birliğinin yükünü aşırı derecede üstlenmesi ve AB’nin bazı politikalarının Alman toplumunun bir kısmını olumsuz yönde etkilemesi rahatsızlık yarattı. İki Almanya’nın birleşmesinin yüksek faturası da yoksul kesimlerin ekonomik ve sosyal avantajlarını olumsuz yönde etkiledi. Diğer bazı AB ülkelerinin göçmen alımında isteksiz ve engelleyici tutumuna karşı Alman hükümetinin nispeten daha esnek davranması da bazı kesimlerin hoşnutsuzluğuna yol açtı. Merkel’in (CDU) partisinin oy oranındaki büyük düşüşte bunun da payı var. Sosyal Demokrat Parti (SPD) de tarihinin en büyük yenilgilerinden birini yaşadı. Bunda, koalisyon ortağı olarak CDU’nun birçok konuda sorumluluğunu paylaşmasının, yeterince alternatif politika üretememesinin ve Alman halkı için umut verici bir seçenek olmaktan uzaklaşmasının da rolü olduğunu düşünüyorum.

AVRUPADA TOPLUMUN ÇEŞİTLİ KESİMLERİNDE KÜRESELLEŞMEYE TEPKİ ULUSAL ÇIKARLARIN YETERİNCE KORUNMADIĞI İNANCINDAN DOĞUYOR

Amuran: Fransa'daki aşırı sağcı Ulusal Cephe, Hollanda Özgürlük Partisi, Avusturya Özgürlükçü Partisi (FPÖ) son seçimlerde oy oranlarını artırdılar. Aşırı sağı temsil eden bu partilerin ortak gerekçesi Avrupa’da bir değişim isteğinin var olduğu. Almanya’da da aşırı sağın yükselmesi Avrupa’daki Küreselleşmeye neoliberal politikalara tepki midir?

Öymen: Avrupa’da toplumun çeşitli kesimlerinde küreselleşmeye tepki, ulusal çıkarların yeterince korunmadığı inancından doğuyor. Aşırı sağın yükselişinin başka sebepleri de var. Birçok AB ülkesinde bunun arkasında büyük ölçüde yabancı düşmanlığı yatıyor. Özellikle Almanya’da üstün ırk anlayışı geçmişte ülkeyi de dünyayı da felakete sürüklemişti. Buna rağmen hala aynı düşüncenin, bir sosyal hastalık gibi toplumun azımsanmayacak bir kesiminde varlığını sürdürmesi kaygı vericidir. Simon Wiesenthal Enstitüsünün bazı ırkçı grupların arkasında eski Nazi liderlerinin akrabalarının yer aldığı yolundaki raporundaki iddialar mutlaka değerlendirilmelidir.

Amuran: Aşırı sağı temsil eden AFD’nin seçim başarısı sadece Alman toplumunun merkezinde ırkçılık ve yabancı düşmanlığının arttığını mı göstermektedir?

Öymen: Aşırı sağcı ve ırkçı Alternatif Partinin oylarındaki artışın bir bölümünün iktidardaki partilere duyulan tepkilerin sonucunda verilen protesto oyları olduğu düşünülse bile, genelde ırkçı cereyanların güç kazandığı görülüyor. Kamuoyu yoklamaları da bunu doğruluyor. 2014 yılında Almanya’da 2 bin 207 yabancı düşmanı saldırı polis kayıtlarına geçmiştir. Yapılan bir araştırmaya göre her 13 Alman gencinden biri geçmişte aşırı sağcı eyleme katılmış. Her üç Alman gencinden biri ülkelerinde çok fazla yabancı bulunduğuna inanıyor ve her beş gençten biri İslam’ı tehlike olarak görüyor. Bu gelişmeler, Mölln ve Solingen şehirlerinde yaşanan ve bazı vatandaşlarımızın hayatına mal olan ırkçı saldırıların bir tehlike olmaya devam ettiğini gösteriyor.

Amuran: Dışardan bakıldığında Merkel, Martin Schulz başarılı lider profilini çiziyor, ama başarılarını kendi ülkelerinde sürdüremediler. Merkel için son şans mı bu dönem?

Öymen: Başarının kime ve neye göre olduğu önemli. Son seçim sonuçlarına bakılırsa Alman halkının yaklaşık üçte ikisi Angela Merkel’i, beşte dördü de Martin Schulz’u başarılı bulmuyor. Basının yarattığı izlenimler her zaman toplumun geniş kesimlerinin düşüncelerini yansıtmıyor. Merkel’in beşinci kere seçilmesi ancak diğer partilerin gerçek bir alternatif oluşturamamaları ve halktan yeterince destek sağlayamamaları sonucunda olabilir.

Amuran: Alman siyasetinde, Türkiye kökenli siyasetçilerden 90 adaydan 14 milletvekilinin Alman Parlamentosuna girmesi bir başarı olarak düşünülebilir mi?

Öymen: Kuşkusuz Türk kökenli adayların Alman Parlamentosuna girmeleri sevindiricidir. Beklentimiz bu adayların bir yandan doğal olarak Almanya’nın çıkarlarını savunurken, bir yandan da Türkiye’nin çıkarlarını göz ardı etmemeleri ve Türkiye’deki ve Almanya’daki Türklerin gururunu incitecek davranışlardan kaçınmalarıdır. Geçen yıl Alman Parlamentosunda uluslararası hukuka aykırı olarak kabul edilen sözde Ermeni soykırımı tasarısına Türk kökenli milletvekillerinin olumlu oy vermeleri bizim için şaşırtıcı ve halkımızın büyük çoğunluğu için de incitici oldu.

Amuran: Hristiyan Demokrat Birlik, Hür Demokrat Parti ve Yeşillerin yapacağı koalisyonun bu son seçim aritmetiğinde sürdürülebilir olma şansı ne kadar? Yeşiller partisi koalisyon koşullarındaki beklentilerini artıracağını söylüyor. Kolay bir partner olmayacak görünüyor. Ne dersiniz?

Öymen: Koalisyonun oluşturulmasının da sürdürülmesinin de kolay olmayacağı anlaşılıyor. CDU ile Yeşiller arasında köklü görüş ayrılıkları var. Örneğin Joschka Fisher’in liderliği zamanında Yeşiller Türkiye’nin AB üyeliğini kuvvetle destekliyordu. Şimdiki parti yönetimi de aynı görüşteyse üyeliğimize açıkça karşı çıkan Angela Merkel’i koalisyon müzakerelerinde zorlayabilirler. Başka konularda da görüşmeler çekişmeli geçebilir. Ama sonunda her üç partinin bir uzlaşma zemini bulmaları zorunlu gözüküyor. Aksi halde yeni seçim kaçınılmaz olur ve iniş eğilimindeki CDU’nun buna yanaşması bence zordur.

AVRUPADA SİYASET BİR DEĞİŞİM SÜRECİNDEN GEÇİYOR

Amuran: Genel olarak soruyorum İngiltere’nin Brexit kararıyla birlikte Avrupa’daki tüm seçim sonuçları AB’nin geleceğini etkiler mi, nasıl etkiler?

Öymen: Avrupa’da siyaset bir değişim sürecinden geçiyor. İngiltere’nin dışında, Fransa, Hollanda, İspanya, Avusturya, İtalya ve Yunanistan gibi ülkelerde geleneksel partiler zemin kaybediyor. Yeni partiler ve yeni arayışlar güç kazanıyor. Bu gelişmelerin Avrupa’nın geleceğini de etkilemesi kaçınılmaz görünüyor.

MÜTTEFİK ÜLKELER ARASINDA SİLAH AMBARGOSU UYGULAMAK İTTİFAKIN DAYANIŞMA İLKESİNE AÇIKÇA AYKIRIDIR

Amuran: Sonuçları bizim açımızdan değerlendirirsek Türkiye Almanya ilişkileri seçim sürecinde gerilimlere yol açtı. Bundan sonraki dönemde ilişkiler nasıl bir çizgide sürebilir?

Öymen: Maalesef Türkiye ile Almanya’nın bazı önemli konulardaki temel çıkarları uzun zamandan beri örtüşmüyor. Sorun sadece bugünkü iktidarlar arasında ortaya çıkan gerginlikten, karşılıklı suçlamalardan ibaret değil. 12 yıldan beri iktidarda olan CDU partisi Türkiye’nin AB üyeliğine açıkça karşı çıkıyor. Kürt meselesi, Kıbrıs sorunu, Ermenistan’la ilişkiler gibi temel meselelerimizin hiç birinde Almanya yanımızda değil. Alman Parlamentosu, uluslararası hukuka, BM’nin Soykırımla Mücadele Sözleşmesine ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Perinçek kararına açıkça aykırı olmasına rağmen sözde Ermeni soykırımı tasarısını iktidardaki CDU ve SPD partilerine mensup milletvekillerinin oylarıyla kabul etti. 1990’lı yılların başından beri Almanya çeşitli bahanelerle Türkiye’ye defalarca silah ambargosu uyguladı. Müttefik ülkeler arasında silah ambargosu uygulamak İttifakın dayanışma ilkesine açıkça aykırıdır. Türk Alman ilişkilerinin üst düzeyde masaya yatırılmasının ve başta Türkiye’nin AB üyeliği olmak üzere, temel meselelerde iki ülkenin anlaşmaya varmasının iki ülkenin çıkarlarının gereği olduğunu düşünüyorum.

Amuran: Almanya’da büyükelçilik yaptığınız dönemde özellikle Terörle mücadelede gösterdiğiniz çabalar önemliydi. O günden bu güne gelindiğinde terörle tanışan Almanya terör konusunda belirli bir noktaya geldi mi?

Öymen: Benim görev yaptığım dönemde Almanya PKK’yı ve onu destekleyen 30’dan fazla örgütü yasaklamış, birçok PKK mensubunu yargılayıp cezalandırmıştı. Ancak yakalanan PKK’lıların Türkiye’ye iadesinde beklediğimiz sonucu alamadık. Bugün yasadışı olmasına rağmen PKK’nın Almanya’daki faaliyetlerini fiilen sürdürüyor olması kaygı vericidir. Irkçı terörün hala önlenememiş olması da Almanya’daki vatandaşlarımızın can ve mal güvenliği açısından endişe konusu olmaya devam ediyor. Son yıllarda kendisi de terör saldırılarına uğrayan Almanya’nın terörle mücadelede ayırım yapmadan, çifte standart uygulamadan bütün ülkelere yönelik terör faaliyetlerine karşı güçlü bir mücadele vereceği umudunu taşımaya devam ediyoruz.

TÜRKİYENİN AB ÜYELİĞİNİN ENGELLENMESİ ÜLKEMİZDE YAŞANAN ORTADOĞUYA KAYIŞ EĞİLİMLERİNİN EN ÖNEMLİ NEDENLERİNDEN BİRİDİR

Amuran: Son yıllarda günlük gelişmelerle daha çok iç politikaya yönelik geçici kararlarla dış politikamız tutarlı bir çizgiye oturtulamadı. Bu da bizim yalnızlaşmamıza yol açtı. Bugün dış dünyadaki gelişmeler ve değişimler içinde Batıya karşı Türkiye, nasıl bir yol izlemeli?

Öymen: Türkiye’nin uzun yıllardan beri temel dış politika ve ekonomik çıkarları konusunda yalnız Almanya’dan değil, diğer büyük devletlerden de destek görmediği ve yalnızlığa itildiği bir gerçek. Türkiye’nin AB üyeliğinin engellenmesi ülkemizde yaşanan Orta Doğu’ya kayış eğilimlerinin en önemli nedenlerinden biridir. Bu eğilimlerin, sonunda Batı ülkelerinin çıkarlarına da zarar vermesi kaçınılmazdır. Uzunca bir zamandan beri Avrupa’da Türkiye konusunda ülkelerinin uzun vadeli çıkarlarını düşünerek karar veren ve hareket eden liderlerin eksikliği hissediliyor. Bence Türkiye açısından yapılması gereken, ülkemizi Avrupa’dan dışlamayı hedefleyen ülkelere ve siyasetçilere koz vermekten kaçınmak ve Avrupa standartlarını benimseyen bir ülke olduğumuzu kanıtlamaktır.

Amuran: ABD’nin Ortadoğu’daki PKK/YPG ile yürüttüğü işbirliği verdiği silah desteğiyle kanıtlandı. Kuzey Irak’ta yapılan referandumla Büyük Ortadoğu projesinde belirli bir aşamaya gelindi. Güvenliğimiz açısından Türkiye Ortadoğu’da bu aşamada nasıl bir rol üstlenmeli ve bu süreçte neler yapılmamalı?

Öymen: Türkiye, Cumhuriyetin temel politikalarına dönmelidir. O politikaların özünde ülkemizin bölgedeki bütün devletlerle iyi ilişki kurup işbirliği yapması, ancak onların aralarındaki çatışmalara karışmaması, iç çatışmalara hiç karışmaması yatıyor. Bu ilkelerden uzaklaştıkça çıkarlarımızı korumamız zorlaşıyor. Türkiye açısından bölgede yaşadığımız en büyük sorun terör saldırılarıdır. Bu saldırıları en etkin biçimde önlemek dış politikamızın öncelikli hedefi olmalıdır. Büyük devletlerin terörle mücadelede seçici davranmaları, çifte standart uygulamaları, hatta bazı terör örgütlerini destekleyerek onlardan yararlanma yolunu seçmeleri uluslararası ilişkilerin acı gerçeklerinden biridir. Türkiye, “Terör örgütleriyle müzakere edilmez, mücadele edilir,” görüşünü hiç bir ayırım gözetmeksizin benimsemeli ve uygulamalıdır.

Amuran: 15 Temmuz darbesi sonrası olağanüstü halin ilanı, çıkarılan KHK’ler, tutuklanan gazeteciler, yargıdaki sorunlar tartışmalı referandum başkanlık sistemine geçiş dış dünyada kaygılara yol açtı. Demokrasiye hizmet edecek ulusal bir politikada bu dönem muhalefete düşen sorumluluk ne olmalı? Önümüzde Türkiye’nin geleceğini belirleyecek önemli seçimler var, neler öncelik taşımalı?

Öymen: Bütün bu sorunları Türkiye daha az değil, daha çok demokrasiyle çözmeye çalışmalıdır. İspanya, 1982 yılında yaşanan darbe girişimini kararlı bir tutumla önledi ve o dönemde bunun yaralarını bir yandan adil yargılamayla, bir yandan da demokrasiyi daha da geliştirerek kısa zamanda sardı.

Türkiye’de başkanlık rejiminin demokrasiyi geliştirmenin en doğru yolu olduğu kanısında değilim. Bence muhalefet, Atatürk’ün başkanlık rejimine karşı çıkan, parlamenter sistemi savunan görüşlerini halkımıza daha iyi anlatmalı ve 2019 yılında yapılacak başkanlık seçimini kazanmak için daha fazla gecikmeden aday tespiti yöntemlerini, çağdaş demokrasilerdeki uygulamaları da dikkate alarak saptamalıdır. Cumhuriyetimizin temel ilkelerini içtenlikle benimseyen, halkın güvenini kazanmış ve ülkemizi yeniden parlamenter rejime kavuşturma iradesine ve gücüne sahip bir Cumhurbaşkanı adayını bir an önce belirlemelidir.

Amuran: Son olarak söylemek istedikleriniz var mı?

Öymen: Kuşkusuz Türkiye’nin insan hakları, özgürlükler, laiklik, kadın-erkek eşitliği ve eğitim gibi alanlarda pek çok eksiği var. Ancak, bence uluslararası ilişkilerde Türkiye’nin sorunları, eksiklerinden çok gücünden kaynaklanıyor. Bugün Türkiye Rusya hariç, Avrupa’nın toprakları en büyük, nüfusu Almanya’dan sonra ikinci, askeri gücü NATO’da Amerika’dan sonra ikinci sırada gelen ülkesidir. Ekonomik gücümüz ve yetişmiş insan potansiyelimiz ülkemize yüksek bir rekabet gücü kazandırıyor. Türkiye, çağdaş demokrasi anlayışını benimsemiş, gerekli bilgi ve tecrübelerle donatılmış siyasi ve idari kadroları iş başına getirerek bugün bulunduğu düzeyin çok üzerine çıkacak, halkına çok daha büyük bir güvenlik ve refah düzeyi sağlayacak olanaklara sahiptir. Hepimize düşen görev, kötümserliğe kapılmadan, bu gücümüzü harekete geçirmek için cesaretle ve kararlılıkla çalışmaktır.

Etiketler: Onur Öymen

Yorumlar (0) / Onay bekleyen (0)

Yorumunuz site yönetimi tarafından kontrol edildikten sonra görünecektir.

Yorum Ekle