Türk iş dünyası başarılı mı?

30 Ekim 2017 11:22
Türk iş dünyası başarılı mı?

Şerafettin Aşut, MTSO Yönetim Kurulu Başkanı

Başarı göreceli bir konu. Yani hedefiniz, elinizdeki imkanlar, süre ve dış etkenler hepsi birer parametre ve etken. Yine de herkes, toplumun her kesimi, ister eğitim ister sağlık camiası, ister bilim insanları ister akademisyenler, ister bürokratlar ister siyasetçiler herkes kendisine bu soruyu sormalı ve cevabını kendimizi kandırmadan verebilmeliyiz. Ben büyük bir iş camiasının temsilcisi olarak, bir iş insanı olarak iğneyi kendimize batırarak bu soruya cevap aramak istiyorum. Türk iş dünyası başarılı mı? Bu soruya cevap vermek için saydığımız o parametrelere, kriterlere bakmak gerekir.

Tarihin derinliklerine fazlaca inmek istemiyorum ama Osmanlı’nın zirvede olduğu dönemlerde de, çöküş yaşadığı zamanlarda da ticaret Türk insanı arasında popüler bir konu olmamış.  18. yüzyılda Osmanlı Devleti’ni gezen bir Avrupalı gezgin seyahatnamesine şu notları düşmüş: “Türkler ticaretle, üretimle pek uğraşmıyorlar, Türkler arasında en muteber şey asker veya memur olmak”. Osmanlı’nın çöküş yüzyılı olan 20’inci yüzyılda da değişen bir şey olmamış. En popüler şey asker veya memur olmak. Ve bir kurtuluş savaşı sonunda kurulan yeni Türkiye Cumhuriyeti… Sonunda Türkiye Cumhuriyeti uzaydan inmedi, Osmanlı Devleti’nin bir devamı. Aynı bürokrasi, aynı millet, aynı insan kaynağı. Üstüne bir de savaşlarla yok olan insan kaynağı ve kalanlar ise hasta, yaşlı ve okuma yazma oranı diplerde. İşte böyle bir ortamda Atatürk gibi bir dehanın liderliğinde mecburen devlet yoluyla başlayan bir ekonomi hamlesi. Yani, Cumhuriyetin başında da tüccarımız az, sanayicimiz az, memurumuz çok. Yani, girişimcilik kültürü olmayan bir millet ve ülke. 40’lı yıllara kadar gelişen ekonomiyle artan ticaret ve sanayi hamleleri. Az da olsa Türklerin ekonomiye entegre olmaya başlama yılları. Ancak, 40’lı yıllarda başlayan bir dünya savaşı ve ekonomik krizlerle içine kapanan bir Türkiye. Yine, devletleşmek zorunda kalan bir ekonomi.

 

“Girişimcilik 80’ler sonrası gündeme geliyor”

Ve savaş sonrası iki kutuplu yeni dünya ve Türkiye için çok partili demokrasiye geçiş aşaması… Yeni bir iktidarla toplumun siyasete, ekonomiye daha çok entegre olma dönemi. Ve ne yazık ki, iki kutuplu dünyanın tezgahlarının kurgulandığı sahnelerden biri olmaktan kurtulamayan Türkiye’nin darbelerle tanışması. Ve 80’li yıllara kadar darbeler, iç kavgalar ve siyasetin ayrımcı yüzüyle kaybedilen yıllar. Yine ekonomi birinci gündem değil, yine girişimcilik yok, çünkü gelişebileceği ortam yok. Yine gelecek korkusuyla sırtını az da olsa devlete dayama isteyen bir nesil.

80 sonrası Özal dönemiyle ilk kez olumlu anlamda değişen bir ekonomi sistemi. Girişimciliğin, ar-ge’nin, ihracatın artık birinci gündem olduğu bir dönem. Dünyaya kapalı olan bir ülkenin dünyaya  açıldıkça gözünün de açıldığı, dünyada olup biteni öğrendiği yıllar. Koalisyonsuz, bir parti iktidarının istikrarıyla ekonomiye odaklandığımız bir dönem ve sanayici olmanın, girişimci olmanın değer kazandığı bir dönem. Elbette olumlu olumsuz örnekler yaşadık ama geçiş dönemlerinde bunlar kaçınılmazdır. Ülkenin liberal ekonomiyi öğrendiği yıllar. Sonra Türkiye öncülüğünde Türk dünyasının yükselişi ve ekonomisi artık yükselen bir Türkiye ve ardından gelen terör olayları, iç çekişmeler ve koalisyon yıllarıyla fren yapan bir Türkiye. Elbette dış güçlerin aynı senaryoları malum ama bizim de kendi içimizde uyumu yakalayamamamızı hafife almamamız lazım.

 

“2002 gerçek anlamda dönüşüm yılı oldu”

Ve toplumun 2002’de ülkeyi artık taşıyamayan sisteme bir ceza kesmesi ve yeni bir iktidarla yenilik istediğini, değişim istediğini söylemesi. 2002 gerçek anlamda siyaset, ekonomi, demokrasi vs birçok alanda dönüşümlerin başladığı bir yıl oldu. İhracat misliyle arttı, ekonomik büyümemiz dünya rekorları kırdı, sanayide sıçramalar yapıldı. Buna paralel insan hakları ve demokrasideki gelişmeler dünyada prestijimizi arttırdı ve Türkiye konuşulur oldu. İşsizlik, enflasyon %10’nun altına indi ve tarihimizde uzun zamandır ilk kez ekonomik ve siyasi istikrar yaşandı. Özlediğimiz bir şeydi. Ve 2008 küresel finans krizi. Biz hep kendi kusurlarımıza alışkınız ama bu sefer gerçekten bizim dışımızdan kaynaklanan bir krize maruz kaldık ve birçok devlet iflasını verirken, büyük devletler küçülürken biz bir mucize gerçekleştirdik ve direndik. Ancak eni sonu etkisi bize de ulaştı. Küçülen dünya ekonomisi ile ihracatımız aşırı gerilemese de yerinde saydı. Hedeflerimizden geri düştük. Bu üretime yansıdı, işsizliğe yansıdı. Her şeye rağmen Türk iş dünyası üretti, pazarlar buldu, ayakta kaldı.

2008 dünyanın gördüğü en büyük krizlerden biriydi ve atlatmaya çalışırken, ardından Arap Baharı patladı. Her büyük ekonomik kriz ardından bir toplumsal kriz yaratır ama bu kez biraz erken oldu.

 

“2008 sonrası ekonomi yine ikinci plana düştü”

Arap Baharı ne Araplara ne bize ne de dünyaya bahar getirdi. Beklenen sonuç olmadı ve daha kötüsü Arap Baharı’nın son durağı olan Suriye’deki iç savaş etkileriyle bize de yansıdı. Yakın pazarlar ve pazara ulaştığımız yollar kapandı. İş dünyası olarak ağlamadık, şikayet etmedik yeni yolar bulduk, Suriye’yi by-pass edecek yollar aradık. Ardından ülkede artan terör olaylarıyla bu savaşa çekilmek istendiğimiz bir dönem. Çok şükür milletimizin aklı selimi ve kardeşlik bağlarımız bu oyunlara izin vermedi. İş dünyası da bu dönmede devletimize büyük destek verdi. Çünkü söz konusu ulusal güvenliğimiz olduğunda ekonomi ikinci plandadır dedik ve işimize odaklandık.

Ancak, bu kadar sorun arasında elbette iç siyaset etkilenmedi demek olmaz. Ardından gelen yerel, genel seçim ve referandum süreçleri ile ekonominin bir türlü ülkenin birinci maddesi olamaması. Elbette demokrasilerde seçimler işin özüdür ve olması gereken şeylerdir ama bu dönemlerde siyaset ne yazık ki diğer önemli konuları ikinci plana atmak zorunda kalıyor. Yani, 2008 finans krizi, Arap Baharı, artan terör ve ardı ardına gelen seçimlerle gündemde yer bulamayan bir ekonomi…

 

“İş dünyasının başarısız olduğunu söylemek haksızlık olur”

Her şeye rağmen ekonomik anlamda Türk iş dünyası engellerin arasında slalom yaparken, ayakta durmaya ve ülkenin zenginliği ve toplumsal huzuru olmaya çalışırken, hiç beklenmeyen ve tarihimizin gördüğü en büyük ihanet projesi olan 15 Temmuz darbe girişimi. Yani Türk iş dünyası son 9 yılda kafasını kaldıracak bir an bulamadı. Bu kadar çok sıkıntının arka arkaya yaşandığı kaç ülke vardır? Bu sorunlara maruz kalan kaç iş camiası var dünyada? Şimdi ilk sorumuza geri dönelim. Türk iş dünyası başarılı mı? Bizler iş dünyasının temsilcileri yapılanları hiçbir zaman yeterli bulmayız. Bu anlamda çok başarılıyız demek bizim mantalitemize ters ama bu kadar küresel, bölgesel ve ulusal sorun karşısında ve 10 yıldır kesintisiz devam eden sorunlar karşısında hala üreten, yeni pazarlar bulan, ihracat yapan, istihdam yaratan, ar-ge ve yenilikçilik yapan bir Türk iş dünyasının, özelinde Mersin iş dünyasının başarısız olduğunu söylemek sanırım büyük haksızlık olur, vefasızlık olur. Yapılan şey gerçekten çok büyüktür, değerlidir.

Biz Türk iş dünyası olarak, özelinde Mersin iş dünyası olarak, sorunlara kızmadan ülkemizin zenginliği, milletimizin toplumsal huzuru olmaya devam edeceğiz. Ekonomi başta olmak üzere, eğitimden bilimsel gelişmelere,  kültür ve sanatta spora, sağlıktan çevreye, demokrasiden yaşam kalitemize her alanda çözümün parçası olmaya, katkı koymaya devam edeceğiz. Biz iş dünyası olarak gelecekten umutluyuz ve ülkemizin ve milletimizin parlak geleceğine inanıyoruz. Bugün 29 Ekim: büyük Atatürk ve  atalarımızın 1923’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Cumhuriyeti ilan ettiği ve küllerinden doğduğu bir gündür. Bu bizim en büyük motivasyonumuzdur. Yokluk yıllarında bu devleti kurduysak, bugün var olan bu gücümüzle, bu birikimlerimize çok daha büyük işleri yapacak güçteyiz. Bu vesileye Mersin iş dünyasının, tüm üyelerimizin, Mersinlilerin ve aziz milletimizin Cumhuriyet Bayramı’nı kutluyorum.

Etiketler: Türk iş dünyası

Yorumlar (0) / Onay bekleyen (0)

Yorumunuz site yönetimi tarafından kontrol edildikten sonra görünecektir.

Yorum Ekle